Çeviri

Türkiye’nin Suriye politikası ve ABD’nin tepkisi

Her ülkenin kendi önceliklerine sahip olduğu Suriye kriziyle ilgili olarak dört ana parametre Türkiye-ABD ilişkilerini belirleyici rol oynuyor. Türkiye’nin Suriye politikasını, ABD’nin tepkilerini ve bu parametrelere nasıl daha az ya da daha fazla önem verdiklerini kısaca tartışacağım. İlk parametre güvenli bir bölge oluşturulması. Türkiye için güvenli bölge oluşturulması için üç motivasyon kaynağı ve üç ana hedef var: Türkiye’nin güvenliği, Suriyeli mültecilerin dönüşü ve Suriye’de yaşayan Suriyelilerin güvenliği. Türkiye, PKK’ya bağlı Halk Koruma Birimlerinin (YPG) sınırından kaldırılmasını istiyor. PKK’nın Türkiye içinde zayıfladığı ve kuzey Irak’ta güçlü bir zorlukla karşılaştığı bir dönemde Türkiye, Fırat’ın doğusunun onlar için güvenli bir cennet olmasını istememektedir. ABD, YPG’nin ABD hükümeti tarafından terör örgütü olarak tanınan PKK’nın Suriye’yi vurduğu biliniyor olmasına rağmen, YPG’yi desteklemeye devam ediyor.

Ancak ABD, bölgedeki YPG’yi pasifleştirmek veya zayıflatmak istemiyor ve bölgesel politikasında etkili, işlevsel bir araç olarak sürdürmek istiyor.

Türkiye, artan gerilimi etkisiz hale getirmeyi ve Türkiye’de yaşayan Suriyeli mültecilerden kaynaklanan yükü hafifletmeyi amaçlamaktadır. Türkiye’nin ekonomik sorunları ve küresel devletlerin ve kurumların ilgisizliği göz önüne alındığında, mevcut mülteci durumu sürdürülebilir değil. Bazı Suriyelilerin, Türkiye (ve ABD) tarafından kontrol edilen, ancak YPG veya şemsiye grubu Suriye Demokratik Güçleri (SDF) tarafından kontrol edilmeyen planlı güvenli bölgeye yerleştirilmesi gerekmektedir.

YPG, bölgenin demografik ve sosyopolitik yapısını sistematik olarak parçalamaktadır. Bu nedenle, Türkiye YPG’nin yarattığı değişimin değişmesinde ısrar ediyor. Bölgesel dengeleri yeniden yapılandırmak ve önceki “haklı” kişilerin geri dönüşünü sağlamak için gereklidir.

Türkiye, Batı ülkelerinden diplomatik, siyasi ve ekonomik ya da finansal destek bekliyor. ABD, YPG’nin bölgedeki konumunu zayıflatmak istemiyor. Bu nedenle, bölgedeki demografik yapıdaki değişikliklerin tümü, işitme engelli kulaklarına düşer.

Türkiye’nin Suriye politikasını belirleyen ikinci parametre, İdlib bölgesinin geleceğidir. Bugün, Esad rejimi ve Rus kuvvetleri tarafından bölgenin devam eden bombardımanına karşı çıkan ülke yok.

Türkiye, bölgedeki Suriye muhalefetini destekleyen tek ülkedir. Ağır saldırıların devam etmesi masum sivillerin toplu cinayetleriyle ve Türkiye’ye 2 milyon mültecinin katılımıyla sonuçlanabilir. Yani, Esad rejimi durdurulmazsa ve Suriye muhalefetinin bölgeselleşmesi tamamlandıysa, yeni saldırı dalgası yalnızca Türkiye için değil, Avrupa ülkeleri için de bir başka insani kriz ve büyük güvenlik kaygılarına neden olacak.

Türkiye’nin Suriye’deki olumsuz seyri önleme kabiliyeti ve kapasitesi sınırlı olduğundan, olası gelişmelerden olumsuz etkilenecek diğer devletler inisiyatif almalı ve Türkiye’yi desteklemelidir.

Aksi takdirde, Türkiye maliyeti kendisi karşılamaz. Avrupa ülkelerinin aksine, ABD olası bir mülteci dalgasından etkilenmeyecek ve bu nedenle bölgede yaşayan Suriye halkının geleceğine kayıtsız kalmaktadır.

Üçüncü parametre anayasa süreci, Cenevre Süreci ve Anayasa Komitesi’nin kurulmasıdır. Siyasi süreç devam eder, ancak süreç yerdeki gerçeklerden bağımsız olarak ilerleyemez.

ABD’nin Suriye krizine karşı bütünsel bir yaklaşımı yok ve tüm parametreleri hesaba katmıyor. Esad rejimi Suriye muhalefetini topraksızlaştırırsa, müzakere masasında yapılan çalışma anlamını kaybedecektir.

Rejim kendi başına kalacak ve son on yılda tüm bu ağır maliyetlerden sonra hiçbir şey değişmeyecek. Esad rejiminin Rusya ve İran’la yakın ilişkileri göz önüne alındığında ABD, iki düşman devlet lehine zeminini kaybedecek.

Dördüncü parametre, küresel güçlerin müdahalesinin haklı gösterilmesinin temel nedenlerinden biri olan Daesh’in geleceği ve muhtemel geri dönüşüdür. ABD, DAEŞ’in topraklarının kaldırılmasından sonra bile, Suriye’de Suriye’nin yeniden ortaya çıkmasını önlemek için önlemler almaya devam ediyor.

Bununla birlikte, hem Rusya hem de ABD, Suriye nüfusunun çoğunluğunu oluşturan ve Daesh görevlilerinin ana kaynağı olarak kabul edilen Sünni Arapların ayrımcılığını ihmal ediyor.

Tüm bu faktörleri dikkate alarak, Türkiye ve ABD, Suriye krizinde farklı ve çoğunlukla çelişkili politikalar izlemeye devam edecek. Krizin nihai sonu hem Türkiye’nin hem de ABD’nin bölgesel politikalarını büyük ölçüde etkileyecek, ancak Suriye krizi Türkiye için hayati bir öneme sahip, ancak ABD için değil Sonunda, politikalarının alternatif maliyetleri bunu belirleyecek. ilişkisi.

Yeni Türkiye'de yayınlanan yazıların her türlü sorumluluğu yazara aittir. İlgili yazıların yayın ve her türlü telif hakkı Yeni Türkiye'ye aittir. Hiçbir yazı, yazılı izin alınmaksızın yayınlanamaz. Ancak yazının en fazla yüzde 25'lik kısımı, yazının bulunduğu sayfaya link verilerek kullanılabilir.