Görüş

Ankara-Washington normalleşmesinde iyimser görüş

Türkiye-ABD ilişkilerinde son yirmi yılda yaşanan iniş ve çıkışlar, hem bilim insanları hem de gözlemciler için paradoksal bir durum yarattı.

Bir yandan, stratejik ilişkilere, Türkiye’nin jeopolitik ağırlığına ve tarihi bağlara dayanan ilişkilerin geleceği konusunda iyimserlik var.

Ne kadar kötü olursa olsun, bu devletlerin stratejik çıkarları nedeniyle krizlerin ve gerginliklerin üstesinden gelineceği pek çok dikta arasındaki iyimserlik. İlişkilerin daha da bozulmasına neden olan bir yörünge varsa, iyileşmeden önce işlerin daha kötüye gitmesini beklerler. Bu bir şekilde ilişkilerin aydınlık tarafıydı.

Kriz zamanlarında basın brifingleri ve okumalar yazanlar için günü kurtardı. Öte yandan, bu iyimserliğin yanı sıra, ilişkilerde artan kriz eğilimi var.

İki ülke arasındaki kriz alanlarının sayısı son beş yılda artmıştır. Büyük bir sorun alanı yerine, şimdi ilişkilerde karşılıklı güvenin çözülmesine katkıda bulunan çok sayıda başka var.

Suriye’deki anlaşmazlıklar, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ve Hakan Atilla’nın tutuklanması ve yargılanması son birkaç yılda listeye eklendi. Şimdi, ABD’nin Doğu Akdeniz konusundaki konumu, ikili ilişkilerde bu sorunlardan bir diğeri haline gelmek üzere. Buna ek olarak, varolan politik ayrışma alanlarında, son birkaç yılda işler daha da kötüye gitti.

Örneğin, Türkiye, ABD’nin, ABD’nin sahada faaliyet kabiliyetine sahip olduğu sınır bölgelerinde terörizmi ortadan kaldırma çabalarını desteklemesini daima istedi. Türk yetkililer, terörle mücadelede yetersiz yardım konusunda Amerikalı meslektaşlarından sık sık şikayet ettiler.

Bununla birlikte, şu anda ABD’nin PKK terör örgütü’nün Suriye şubesini, yani İnsanları Koruma Birimleri (YPG) olarak aktif olarak silahlandırdığı ve donattığı bir durum var. Benzer şekilde, iki ülke arasında Suriye’deki çatışmaya ilişkin taktiksel ayrışma, son birkaç yılda stratejik bir ayrışmaya dönüşmüştür. Onların bakış açısına göre, ikili ilişkilerin geleceği konusunda iyimser olmak daha zor hale geldi.

Artan kriz alanlarının artması ve zorlukların birlikte kötüleşmesi, politika yapıcıların bunları çözmelerini daha da zorlaştırdı. Kalıcı iyimserlik ve artan gerginliğin bu paradoksal durumunun son birkaç ayda sürdürülmesi zorlaştı.

Türkiye liderlerinin ve ABD liderlerinin geçen ay Osaka’da buluşmalarını izleyen ilişkilerin iyimser notuna rağmen, Kongre üyeleri tarafından verilen kararların sayısının artması ve bazı kurumların Türkiye’ye yönelik tehdit edici bir ifadeyle sürekli ifade akışı iyimserliği canlı tutmak daha zor.

Bazıları, ilişkilerin durumunu potansiyel bir tren kazası olarak yorumlamaya başladı bile. Diğerleri, ilişkilerin 1970’lerde Türkiye’ye karşı silah ambargosu ve Johnson’ın mektubundan bu yana son 50 yıldaki en kötü krizlerden geçtiğini iddia ediyor.

Geçtiğimiz hafta bu sütunda da belirtildiği gibi, son kamuoyu yoklamaları, Türk halkı arasında ABD’ye karşı artan bir güvensizlik gösteriyor. Potansiyel CAATSA’nın (Yaptırım Yasasıyla Amerika’nın Düşmanlarına Sayılması) yaptırımları ve Türkiye’nin F3-5 programına dahil edilmemesi üzerine, bu resim daha da koyulaşacaktır.

Doğu Akdeniz’deki ilişkilerde yaşanan bir kriz, iyimserliğin sürmesini neredeyse imkansız hale getirecek. Bununla birlikte, bu kasvetli ilişki günlerinde, ABD’nin durumu kontrol etmek için atabileceği adımlar var.

15 Temmuz darbesi girişiminin yıldönümüne yaklaşırken, Türk halkının yaşadığı travmanın ve bu darbenin kolaylaştırıcılarının Türkiye’ye getirdiği potansiyel tehditlerin anlaşılması, ilişkiler için önemli bir nefes alma alanı sağlayacaktır.

Bu kader gecesinde üç yıl önce, ABD idaresinin darbe girişimi ve ilk açıklamalar konusundaki tepkileri, iki ülke arasındaki ikili ilişkilerde hızla en kritik konulardan biri haline geldi.

Bu kritik noktada, ABD’nin şu anki bu darbe girişimini anlayacağının bir göstergesi, ilişkilere duyulan güveni yeniden inşa etmeye yardımcı olacak önemli bir rahatlama sağlayacaktır.

Yeni Türkiye'de yayınlanan yazıların her türlü sorumluluğu yazara aittir. İlgili yazıların yayın ve her türlü telif hakkı Yeni Türkiye'ye aittir. Hiçbir yazı, yazılı izin alınmaksızın yayınlanamaz. Ancak yazının en fazla yüzde 25'lik kısımı, yazının bulunduğu sayfaya link verilerek kullanılabilir.